31 May 2020

COVID19’un Göçmen ve Mültecilere etkisi

COVID19 göçmen ve mültecileri nasıl etkilemekte?

Dr. Özge Çaman & Bahar Özay

Geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı (UN SDSN) tarafından dünyanın önde gelen sağlık, ekonomi ve araştırma kuruluşlarından uzmanların katılımı ile düzenlenen “The Epidemiology and Economics of Coronavirus” küresel sanal konferansında COVID-19 adı ile anılan koronavirüs salgının, dünya ekonomilerine ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na (BM SKA) etkileri ele alındı. İlişik yazı, konferans katılımcılarından Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi İdari Direktörü Dr. Yanis Ben Amor ve Merkez Araştırmacısı Dr. Özge Karadağ Çaman’ın, mülteciler ile göçmenlerin COVİD19 salgınında maruz kaldıkları fiziksel, ruhsal ve sosyal destek yoksunluğuna SKAlar bağlamında dikkat çeken sunumlarından yola çıkılarak hazırlanmıştır.

COVID19 göçmen ve mültecileri nasıl etkilemekte?

Bilindiği üzere Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları arasında göç meselesi ile ilgili doğrudan bir hedef bulunmamaktadır. Bu nedenle COVID19 pandemisi ve göçmenlerin sağlığı, Sağlık ve Refah (SKA3) ve Eşitsizliklerin Azaltılması (SKA10) çerçevesinde değerlendirilebilir. Sağlık ve Refah Amacı, her yaştan insanın sağlıklı olmasını hedeflerken; Eşitsizliklerin Azaltılması Amacı, ülkeler içinde ve arasında eşitsizliklerin azaltılması çalışmalarını desteklemektedir. Bu bağlamda mevcut eşitsizliklerin çoğunun insan eliyle gerçekleştiğini hatırlatmak yerinde olacaktır.

21. yüzyılın ilk çeyreğinde, küresel göçün ciddi oranda arttığı gözlemlenmektedir. Göçmen sayısındaki artış hızının dünya nüfus artış hızını geride bıraktığı bilinmektedir. 2010’dan bu yana 51 milyonluk artış kaydeden uluslararası göçmen sayısının 2019’da 272 milyona ulaştığı tahmin edilmektedir. Birleşmiş Milletler kaynaklarına göre 2000 yılında, dünya nüfusunun %2.8’ini oluşturan uluslararası göçmen sayısı, 2019 itibarıyla dünya nüfusunun %3.5’na ulaşmıştır. Kimi ülkelerde yaşanan savaşlar, siyasi istikrarsızlıklar, iklim değişikliğine bağlı kuraklık ve afetler gibi nedenlerle zorla yerinden edilmeye bağlı olarak 2010-2017 yılları arasında küresel mülteci ve sığınmacı sayısında 13 milyonluk bir artış meydana gelmiştir. Günümüzde COVID19 virüsü kimseye bir ayrımcılık yapmasa da; sağlıklı yaşamaya etki eden sosyal koşullar ve eşitsizlikler, insanların enfeksiyondan etkilenmesi açısından ciddi bir farklılığa neden olmaktadır. İnsani yardım örgütleri COVID19 nedeniyle sosyal medyada dolaşan bireysel önlem mesajlarının, mülteci kamplarındaki, ya da barınma merkezlerindeki yaşamlara pek de uygun olmadığına dikkat çekmektedir. Eğer yaşayacak bir eviniz yoksa #evdekal mesajı, eğer tek bir temiz su kaynağından faydalanmaya çalışan 1000 kişi varsa ve sabun yoksa #elleriniyıka mesajı, eğer bir mülteci kampında yaşıyorsanız #kalabalıktankaçın mesajı bir işe yaramamaktadır. Özetle, göçmenler ve mülteciler COVID19 salgınından orantısız bir şekilde etkilenmektedir. Bazı ülkeler, bazı göçmen gruplarında, COVID19 nedeniyle gerçekleşen hastalık ve ölüm vakalarının genel nüfusa kıyasla daha yüksek olduğunu bildirmektedir. Göçmenlerde ve mültecilerde hastalığın önlenmesine yönelik alınan birincil, ikincil ve üçüncül korunma tedbirlerinde sorunlar gözlemlenmektedir.

Dünyanın pek çok bölgesinde göçmenler, yoksulluk ve güvencesiz olan işlerini kaybetme korkusu nedeniyle enfeksiyon riskine rağmen zor koşullarda çalışmaya devam etmektedir. Sağlıklı gıdaya erişemedikleri için beslenme yetersizliği sorunları yaşamaktadır. Barınma ve yaşam şartlarında önemli problemler bulunmaktadır (soğuk hava, 4-5 ailenin birlikte yaşadığı kalabalık çadırlar veya evler, kamplarda yiyecek, tuvalet veya banyo için uzun bekleme kuyrukları, sosyal mesafeye uyulamaması vb.). Su, sabun, dezenfektan, hijyen malzemeleri ve maskeye erişimde ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Ayrıca sürecin belirsizliği, toplumsal damgalanma, salgın süreci ile birlikte göçmenlere ve mültecilere karşı artan ayrımcılık, nefret söylemleri ve şiddet, toplumsal baskı unsurları ve temel problemler olarak karşımıza çıkmaktadır; zira pek çok insan, bilimsel bir temele dayanmadığı halde hastalığın yayılmasından göçmenleri sorumlu tutmaktadır. COVID19 hakkında güvenilir bilgi kaynaklarına erişim kısıtı, kişisel koruyucu ekipmanların eksikliği, sivil toplum örgütlerinin bu dönemde mültecilere yönelik saha çalışmalarına ara vermiş ya da azaltmış olmaları, mülteci başvuruları ve oturma izinlerine yönelik evrak işlemlerinin durması, bazı ülkelerin COVID19 tanısı taşıyan mültecileri, sığınmacıları ya da ekonomik göçmenleri sınırdışı etmesi sorunları daha da artırmaktadır. Özetlemek gerekirse, birincil koruma önlemlerinde yaşanan ve bağışıklık sistemini de etkileyebilen fiziksel, ruhsal ve sosyal sorunlar, göçmenleri salgına karşı daha da savumasız hale getirmektedir. COVID19 testine ve tedavisine erişimde yaşanan sorunlar, karantina ve izolasyon imkanlarının eksikliği, özellikle kimlik bilgisi olmayan mülteciler ya da kayıtsız göçmenler hakkında verilerin ve süreveyans sistemlerinin eksikliği, enfeksiyondan korunmada alınması gereken ikincil ve üçüncül önlemler kapsamında yaşanan sorunlardır.

Oysa ki, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları sağlık konusunda “kimsenin geride bırakılmamasını” salık vermektedir. Bireylerin, belirli nüfus gruplarının ve toplumların sağlık durumlarını etkileyen ekonomik ve sosyal değişkenler olarak tanımladığımız “sağlığın sosyal belirleyicileri”, COVID19 pandemisinin gelişimi ile güçlü bir şekilde bağlantılıdır. Sağlığın sosyal belirleyicileri bağlamında, savunmasız ve dezavantajlı gruplar arasında yer alan mülteci ve göçmenler, salgına karşı alınacak kapsamlı ve etkili önlemler için politika yapıcıların ve hizmet sunucularınn gündeminde yer almalıdır. Göçmenlerin sağlığı ve refahı, kendileri kadar, onları ağırlayan toplumların sağlığı ve refahı, göçmenlerin barındıran ülkelerin insangücü ve mali kaynaklarının korunması ve küresel ölçekte COVID19 salgının kontrol altına alınması açısından büyük önem taşımaktadır.

Salgının kontrolünde özellikle zorunlu göçmenlerin yer aldığı kamplarda ve barınma merkezlerinde çeşitli önlemler alınmalıdır. Kampların karantina ve izolasyon önlemlerini de içeren salgının kontrolüne uygun olacak şekilde yeniden düzenlenmesi, kamp sakinlerine sağlık ve hijyen setlerinin dağıtılması, kamplarda çalışan personelin eğitilmesi, toplu etkinliklerin durdurulması, ziyaretçi kabulünün kısıtlanması, yeni gelenlerin ateş ve diğer hastalık belirtileri açısından kontrol edilmesi, hijyen kurallarına uyumun denetlenmesi gibi önlemler acilen hayata geçirilmelidir. Mülteciler, göçmenler ve zorunlu olarak yerinden edilen topluluklara yönelik korunma önlemleri kapsamında, maske gibi kişişel koruyucu malzemelerin temini, hastalığın belirtilerinin ve önlemlerin anlatılabilmesi için kültür ve dile uygun bilgi ve iletişim materyalleri geliştirilmesi, topluluk liderleri, sağlık aracıları, mobil uygulamaları ve sosyal medya aracılığı ile mülteci topluluklarına ulaşılması önemlidir.

Tüm birey ve toplulukların gereksinim duyduğu sağlık hizmetlerine, “finansal zorluk” olmaksızın erişmesi şeklinde tanımlanan ve Dünya Sağlık Örgütü’nün 2012’de oluşturduğu, “evrensel sağlık kapsayıcılığı” (universal health coverage) kavramı mülteci ve göçmenleri de kapsamalıdır. Bu çerçevede hukuki statüye bakılmaksızın, hastane ve kliniklere COVID testi ve tedavisi için başvuru yapılabilmelidir. Mültecilere yönelik toplumsal damgalamanın önüne geçecek önlemler geliştirilmelidir. COVID19 kontrolü için geliştirilmekte olan plan, politika ve uygulamalara göçmen ve mültecilerinde katılımı sağlanmalıdır. Şartlı nakit transferi, gıda dağıtımı gibi göçmenlere yönelik çözümlerin geliştirilmesi ve uygulanmasında farklı sektörlerin işbirliği ve finansal kaynakların temini önemlidir.

Dünyanın karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri olan iklim krizi, enfeksiyon hastalıkları üzerine etkisi de dahil olmak üzere insan, hayvan ve çevre sağlığı üzerine etkileri kadar tetiklediği zorunlu göç nedeniyle de bugün her zamankinden daha fazla dikkate alınmalıdır. İklim değişikliğinin yol açtığı zorunlu göç günümüzde de görülmekle birlikte, önümüzdeki dönemlerde çok daha belirgin göç dalgaları beklenmektedir. Gerek çatışmalar, gerek ayrımcılığın çeşitli formları, gerekse iklim değişikliğinin yol açtığı zorunlu göçten etkilenen topluluklar, COVID19 salgının yaşandığı bugünlerde her zamankinden daha fazla savunmasız durumdadır. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın da hedeflediği gibi,  hak temelli ve kapsayıcı bir yaklaşım ile “kimseyi geride bırakmadan”, COVID19 salgınının kontrol altına alınması ve küresel ölçekte sağlık koşullarının iyileştirilmesi konusunda tüm ülkelerin birlikte çalışmasına ve Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere kritik öneme sahip Birleşmiş Milletler kuruluşlarının desteklenmesine her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır.

 

Kaynaklar:

Sustainable Development Goals Knowlegde Platform, Erişim tarihi: 22 Nisan 2020, https://sustainabledevelopment.un.org/sdgs

The Rights and Health of Refugees, Migrants and Stateless Must be Protected in COVID-19 Response. OHCHR, IOM, UNHCR and WHO – Joint Press Release, 31 March 2020, Geneva. Erişim tarihi: 16 Nisan 2020, https://www.iom.int/news/rights-and-health-refugees-migrants-and-stateless-must-be-protected-covid-19-response

Interim guidance for refugee and migrant health in relation to COVID-19 in the WHO European Region, 25 March 2020, Copenhagen. Erişim tarihi: 18 Nisan 2020, http://www.euro.who.int/en/health-topics/health-emergencies/coronavirus-covid-19/technical-guidance/2020/interim-guidance-for-refugee-and-migrant-health-in-relation-to-covid-19-in-the-who-european-region,-25-march-2020

Statement by the EUPHA Migrant and ethnic minority health section on COVID-19 – Call for Action. Erişim tarihi: 18 Nisan 2020, https://eupha.org/repository/advocacy/MIG_statement_on_COVID19.pdf

Leaving no one behind in the Covid-19 Pandemic: a call for urgent global action to include migrants & refugees in the Covid-19 response, Lancet Migration. Erişim tarihi: 15 Nisan 2020, https://www.migrationandhealth.org/migration-covid19

 

Dr. Özge Karadağ Çaman, tıp eğitimini İstanbul Üniversitesi’nde, halk sağlığı yüksek lisans ve doktora eğitimini Hacettepe Üniversitesi’nde almış, Londra Üniversitesi’nde sağlığı geliştirme konusunda mezuniyet sonrası bir program tamamlamıştır. Dr. Karadağ Çaman 2007-2019 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi’nde görev yapmış olup, 15 yıldan uzun süredir Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği kuruluşları ile çeşitli kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarına danışmanlık yapmaktadır. Halen Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi’nde araştırmacı olarak çalışan Dr. Karadağ Çaman’ın ilgi alanları arasında savunmasız/dezavantajlı grupların sağlığı, sağlıkta eşitsizlikler, sağlığı geliştirme ve sağlık eğitimi, toplum ruh sağlığı, damgalama ve ayrımcılığın önlenmesi, sağlık hizmetlerine toplum katılımının güçlendirilmesi, göç ve sürdürülebilir kalkınma konuları yer almaktadır.

Bahar Özay, Boğaziçi Üniversitesi himayesinde kurulan Birleşmiş Milletler’e bağlı UN SDSN Türkiye Ağı’nın Koordinatörlüğünü yürütmektedir. Ulusal ve uluslararası finans, teknoloji, enerji ve proje danışmalığı şirketlerinde üst düzey yöneticilik yapmıştır. UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Sürdürülebilir Kalkınma 2030 Hedefleri İhtisas Komitesi Üyesi olan Özay, Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü ve Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden çift anadal mezunudur. Marmara Üniversitesi Sermaye Piyasaları ve Borsa Bölümü’nün yanı sıra Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisansını tamamlamıştır. Sorbon Üniversitesi’nde Eğlence ve Film Endüstrisine yönelik Finansman, Satış ve Pazarlama eğitimi alan Bahar Özay, halen Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde, Türkiye’nin İklim Siyaseti’nde Çok Aktörlü Politika Yapımı ve Politika Girişimciliği konusunda doktora tez çalışmalarına devam etmektedir.

Bir cevap yazın