26 Eki 2018

Paris’e (COP21) Giden Yolda Neler Oluyor?

Aralık 2015’de Paris’te yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı öncesi hem ülke devletlerinin hem de büyük petrol şirketlerinin adımlarını izlemeye devam ediyoruz.
Haziran ortası Bavyera Alp’lerinde yapılan G-7 zirvesinde, dünyanın en büyük gelirini teşkil eden yedi ekonomisi, ABD, Almanya, Japonya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya ve Kanada en üst temsil ile hazır bulundular. Angela Merkel, Barack Obama ve diğer büyük devlet liderleri, tarihi bir karar vererek, ‘fosil yakıtlara olan bağımlılığımızı sona erdirmeliyiz’ dediler.
Bunun niye tarihi bir adım olduğunu ve ilk kez söylenmesinin önemini hatırlayalım:
Bu sene çıkması beklenilen en önemli karar, dünyanın 2⁰C (3.6⁰F) ısınma senaryosu içerisinde kalması, yani Endüstri Devrimi’nin başlamasından evvelki iklime göre sadece iki derece ısınıyor olması. Kabul edilen, bilim adamlarının yaptıkları çalışmalarda, iki derece sonrası ısınma, yiyecek ve su kaynaklarının, ekosistemlerin ve iklim değişikliklerinin insan ve canlı hayatını ciddi şekilde riske atması ve farklılaştırması anlamına geliyor. (*) Şu anda iklim ısınması 1800’lere göre 0.9⁰C olmasına rağmen, eğer içinde bulunduğumuz sene içerisinde ülkeler bu konuda gerekli kararları çıkarabilirler ve 2030’a kadar beklenen seviyede uygularlar ise, yüzyıl içerisinde 2⁰C ısınma senaryosu mümkün olabilecektir.
Şu anki değeri $5.8 trilyon olan ve 2020’ye kadar %40 artacak enerji sistemlerimizin %85’inin fosil yakıtlardan geldiğini düşünüldüğünde, nasıl de-karbonize olacağımız bu yüzyılın en önemli konularından biridir. Bu yüzden G-7 liderlerinin Bavyera’da verdikleri karar tarihidir ve cesaret vericidir.
De-karbonizasyon, CO₂ emisyonlarının azaltılmasını değil, tamamen sonlandırılmasını gerektirmektedir. Bilim adamlarının çalışmalarına dayalı olarak, bunun yapılması mümkündür.
Bu neyi gerektirir?
Pratik boyutta, alternatif enerji kullanımlarının geniş çapta uygulanabilmesi ve bu geçiş sırasında enerjiye bağımlı dünyanın kesinti yaşamaması planlanmalıdır. Evet, bu bir maliyettir ama iklim değişikliği maliyetleri ile mukayese edildiğinde yapılması gereklidir.
Ticari ve politik boyutta ise, yaklaşık değeri $5 trilyon olan fosil yakıtlar endüstrisinin, ki yatırımcıları en büyük yatırımcı şirketler ve hükümetlerdir, yatırımlarının %80’ini toprak altında bırakmalarını gerektirmektedir. İşin daha ‘zor’ olan boyutu ise budur. Bu sektörü daha yakından inceleyecek olursak;
-Fosil yakıtlar sektörü dünyanın en büyük varlıklarına sahiptir. Listelenmiş 1,469 petrol ve gaz şirketinin değeri $4.65 trilyon, kömür şirketinin ise $233 milyardır. ExxonMobil dünyanın en büyük petrol ve gaz şirketidir ve Pazar değeri $425 milyardır. (**)
-Diğer önemli yatırım sektörleri henüz petrol ve gaz şirketlerinin önerdiklerini vermemektedir. Örneğin, bilgi teknolojileri sektörünün Pazar potansiyeli daha büyük , $7 trilyon, olmasına rağmen vergi sonrası temettüleri daha düşüktür. Gayri menkul şirketleri $1.4 trilyon pazar payı göstermektedir ve hisse geri dönüş oranları %4 civarındadır. (**)%.
Dolayısıyla, fosil yatırımlardan geri dönüş sadece alternatif enerji yatırımlarının oluşması olarak görülmemeli, alternatif yatırım yapılarının (yeşil bonolar, yeni tip enstrümanlar) ve desteklerin oluşturulması gerekliliği göz önünde bulundurulmalıdır.
Ötesinde, toprak altında bırakılacak fosillerin nasıl mali kitaplara geçeceği ise ayrı bir tartışma konusudur. Oxford Üniversitesi Smith Girişimcilik ve Çevre Okulu’nun oluşturduğu ‘stranded assets – terk edilmiş varlıklar’ tarifi, bunları ‘ devalüasyon veya borca dönüştürülmüş, belirli riskler taşıyan beklenmedik veya zamanından önce yazılmış varlıklar’ olarak koysa da bu tanım şu an sıklıkla fosillerin terk edilmesi anlamında kullanılmaktadır. Eğer de-karbonizasyon petrol şirketlerinin %80 varlıklarını toprak altında bırakmalarını gerektirecekse, bu yaklaşık $20 trilyon yazar yazılması anlamına gelecektir. Finans piyasalarında ‘Karbon Varlık Balonu – Carbon Asset Bubble’ diye anılan konu ise buradan gelmektedir.
Şu an dünya ekonomi medyasının yakından takip ettiği, analistlerin ve hatta Shell, Exxon gibi liderlerin yorum yaptığı konu bu ‘karbon balonu’dur..
Bazı analistler, Shell ve Exxon’un yanı sıra, böyle bir riski öngörmemektedirler. (***)
Öte yandan, başarılı bir ‘Paris’ için, karbon balonunun riskini kabul ederek, ilgili düzenleme ve çerçevelerin zaman kaybetmeden oluşturulması gerekliliği konuşulmaktadır. Carbon Tracker Initiative CEO’su Anthony Hobley’e göre ’30 sene içerisinde olması gereken geçiş için, bu konuda insiyatif almayı öteleme sadece daha fazla risk getirir’. (***)
Peki bu gelişmelere karşı petrol şirketleri neler yapıyor?
Yaptırım ve uygulamaların daha ileri seviyede olduğu Avrupa’nın altı büyük enerji şirketinin yöneticileri, (BP, BG, Shell, Statoil, Eni, Total), Birleşmiş Milletlere bir mektup yazarak, karbon salınımı için bir fiyat konulmasını, yani dünyanın her yanında hükümetlerin karbon vergilendirmesi yapmalarını önermektedirler. Amerikan dev petrol şirketleri Exxon ve Chevron ise henüz bu konuda sessiz kalmışlardır. (***)
Karbon vergisi bir çözüm müdür?
Kısa dönemde karbon salınımı yüksek sektörlerden (kömür gibi) düşük sektörlere (doğal gaz) geçişe neden olacaktır ve burada bir etki yaratacaktır.
Ancak de-karbonizasyon yolunda uzun dönemli politikaların yaratılması ihtiyacını azaltmayacaktır.Paris’e (COP21) giden yolda G7 liderlerinin Baverya’da verdiği karar, de-karbonizasyona olan taahhüt, çok önemlidir.
Yeterli midir?
Columbia Üniversitesi Earth Institute Başkanı Jeffrey Sachs’s göre ‘G7 deklarasyonu, dünyada en fazla CO₂ üreten ülkelerden Çin, Hindistan ve Rusya’nın taahhütlerini içermemektedir. Ancak G7 taahhüdünü ortaya koyarak diğer ülkeleri cesaretlendirecek ve bu sayede düşük karbon teknolojilerine geçişi hızlandıracak olması açısından önemli bir adımdır’ (****)
Bu söylemi destekler içerikte, Haziran sonunda ise Çin’den beklenen açıklama geldi. 2014 Kasım ayında ABD ile belirtilen niyetin ötesinde, dünyanın en büyük emisyon üreten ülkesi olan Çin, CO₂ salınımını 2030’a kadar gayri safi yurtiçi hasıla bazında %60-65 oranında geri çekmeyi ve şu ana kadar 2020 hedefi olarak konulanın ötesinde ilave %40-45 oranında azaltma taahhüt etti. (*****)
Çin’in bu duruşu, de-karbonizasyon sürecinde aktif bir oyuncu olduğunu göstermektedir ve bunun diğer gelişmekte olan ülkeler için artık bir pozisyon oluşturmak zorunluluğunu ortaya koymaktadır.

Bu sene Kasım’da Türkiye’de yapılacak G20 zirvesinin alt başlıklarından olan C20’de işlenecek ve 15-16 Eylül’de Boğaziçi Üniversitesi’nde sunulacak olan raporun dört başlığından biri enerji konusu olacaktır. Burada da önemli söylemlerin oluşmasını ümit ediyoruz.
Gelişmeleri izlemeye ve yorumlamaya devam edeceğiz.

Gülin Yücel

References :
(*)http://infrascapedesign.wordpress.com/2010/09/15/hubberts-peaks/
(**) Bloomberg New Energy Finance, FOSSIL FUEL DIVESTMENT: A $5 TRILLION CHALLENGE, Aug 26/14, http://about.bnef.com/white-papers/fossil-fuel-divestment-5-trillion-challenge/
(***) GreenBiz, ‘Stranded in Paris: Can COP pop the carbon bubble?’, Keith Larsen, July 7, 2015, Http://www.greenbiz.com/article/stranded-paris-can-cop-pop-carbon-bubble?mkt_tok=3RkMMJWWfF9wsRohs6zBZKXonjHpfsX96OwlXqW0lMI%2F0ER3fOvrPUfGjI4GS8BrI%2BSLDwEYGJlv6SgFSLHEMa5qw7gMXRQ%3D
(****) Project Syndicate, ‘The G-7 Embraces Decarbonization, Prof. Jeffrey Sachs, June 10, 2015, http://www.project-syndicate.org/commentary/g7-summit-germany-zero-emissions-by-jeffrey-d-sachs-2015-06
(*****) Reuters, ‘China to cap rising emissions by 2030 in boost to Paris U.N. deal’, Julien Ponthus, June 30, 2015, http://www.reuters.com/article/2015/06/30/us-france-china-climatechange-idUSKCN0PA1G420150630?feedType=RSS&feedName=environmentNews

Bir cevap yazın